Ütopya hayallerin peşindeyiz

Neden her güzel şeyin bir sonu var? diyerek başlamak istiyorum sözlerime. Neden onun gözlerine bakıyorken cam kenarındaymışsın da düşecekmişsin gibi hissediyorsun? Neden kaçıp kurtulduğunu sandığın şeylere tekrar tekrar yakalanıyorsun? Neden başkasının istediği gibi olmaya çalışıyorsun? Neden insanlar birbirlerinin kalbinde sonsuzluğa giden kara delikler açıyor? Neden kalplerin artık mezarlıklardan farkı yok? Neden insanların içlerinde uyanmak istemediği sabahlar var? Neden kendinizi yetersiz hissediyor ve bu acıyla yaşamaya çalışıyorsunuz? Bu sorular neredeyse sonsuza kadar gidebilir…

Sonsuz kelimesini kullanmak ne kadar basit geliyor insana… Sizce sonsuzluk yaratılmış mıdır, yoksa insanlar tarafından adı konulan bir SIĞINAK’mıdır? Bir bakın etrafınıza, geçmişinize bakın mesela, dünya’ya bakın, bitkilere… Gün gün, teker teker yok oluyorlar, sonra yerlerini bir başka bitkiler alıyor, bazıları aynı türden bazıları farklı türden. Dünya vazgeçilmezliği yalanlıyor, üzerinde barındırdığı her şeyin vazgeçilmez olmadığını fısıldıyor aslında.

İnsanlara bakın mesela, yaşlılarınıza, geçmişte kaybettiklerine bakın, ıslak kirpiklerle artlarından ağlayışınıza… Doğa fıtratını, yasalarını vermiş insana, doğayı taklit ediyoruz farkında olmadan, yetmiyor, beğenmiyor ve daha fazla zarar vermeye çalışıyoruz, dengeleri bozuyoruz aslında!…

Her güzel şeyin bir sonu var diye başladım yazımın en başında!. Ve sonda dedik ki sonsuzluk bir sığınak olmuş hayatımıza. İnsan doğuyor, büyüyor ve gelişiyor, bir gün AŞK denen, tarifleri sürekli değişen bir hissi tadıyor. Kimi hüznü anlatıyor, kimi duygularını anlatacak kelimeler bulamıyor. Kimi karşısındakinin gözlerine bakamazken, kimi karşısındakinin gözlerinden intihar ediyor. Kim kimi tatmin edebilir ki? Değişken vücutların değişken ruhalarını taşıyan insan her anını farklı yaşıyor ama her güzel şeyinde sonsuz olmasını istiyor. Çünkü bakmıyor etrafına, doğanın fısıltılarını, ipuçlarını görmezden geliyor. Yarın öleceğini unutuyor, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak istiyor. Ve sonra ne oluyor biliyor musunuz? Sonsuz olacağını düşündüğü her his, her fikir belkide her hedef teker teker yok oluyor. Bunun farkına varmalıyız artık. Kendimizi boş yere kandırmayı bırakmalıyız. Ne kadar savaşırsan savaş kaybedeceksin…

Sonra bir yerlerden, bir şeylerden kaçıp kurtulacağını zannediyor insan. Görmeyince görülmeyince unutulacağını. Belki kapte bıraktığı bir yaranın kapanacağını, belki dağıttığı bir yuvanın kurtulacağını… Belki de kapanmış bir yara gibi görünüyor, belkide öyle gösteriliyor. Kalplerde kopan fırtınaların şiddetini bilemezsin, kaç kez ıslak kirpiklerde aynada yüzüne ne sözler verildiğini bilemezsin. Kendin ol arkadaş, başkasının istediği gibi değil, sonra problemlerin ardı arkası kesilmiyor.

Sosyal medyaya bakıyorum, paylaşımlar, twitlere bakıyorum. Kalplerin çoğu ya bir belediye çöplüğüne dönmüş yada orman kenarında ıssız mezarlıklara. Herkes bir şeyler gömmüş toprağa, hislerini öyle yansıtıyorlar ki dijital varlığa, kimi zaman okurken barındırdığı acıyı hissedebiliyorsun. Hangi sebep, hangi boş düşünce sokuyor sizi bunlara. Her şeyin sonunun olduğu bil, dalıp gitme dibini görmediğin suya…

Hiç birimiz gerçekleri göremeyek kadar yetersiz değiliz, dönüp etrafımıza bakmak, bir bitkinin doğuşu, bir kelebeğin ölümü kadar zamanımız var. Herkesin bir konuda mutlaka yeterliliğe sahiptir. Yeter ki gerçekci olun. Rol kesmeyi bırakın artık. Çünkü hayatınızı kendinize zehir etmekten başka bir şey yapmıyorsunuz…

Hayal Candemir.. 01.10.2018

Yazar: admin

hayalperestdunyam site yönetimi

Sizde yorumunuzu katarak bize destek olabilirsiniz